2012
Modern Zamanlar
Seni sevdim…
9 May 2012

Ayrılık sakası yok bunun…

Ayrılık sakası yok bunun…
Artık yorgunum biliyorsun…
Aldığım nefesim yokluğun
Verisi yok bunun biliyorsun…

Kulağımda uzun zamandır duymadığım bir melodi…Nedim Zeper. Her “Ayrılık” deyişinde daha bir ciddiye alıyor insan söylediklerini “sakası yok bunun” diyor. Sanki bugüne kadar hepimiz ne kadar ciddi olduğunu bilmemize rağmen hic dile getirememisiz gibi. Bizi bizimle yüzleştirmek ister gibi… Başarıyor! İnanır mısınız başarıyor.

Ayrılık, kendisinden deli gibi korktuğumuz onlarca ana rağmen dile getirip yanibasimizdakine bir turlu söyleyemediğimizin farkında sanki. Bir suru hurafeye inanan bir toplum olarak adını aninca daha yakinlastiracagimizi mı düşünüyoruz ne?

Oysa insan yakinlastiramayacagi gibi uzaklaştırmaz da ayrılığı. Bu ayrılığın doğasına aykırı!

8 Oca 2012

2012

2012

Merhaba blogun beni hala terketmediğini düşündüğüm izleyicileri :/

İşler güçler o kadar birbirine girmiş durumda ki sürekli başka blogları okurken yazmadığım için hayıflandım durdum. “Haftanın kitaplığı” için sürekli fotoğraflar biriktirdim ama bir türlü elim “yeni yazı” butonuna gitmedi. Bu sene bu kadar tembel olmayayım di mi?

En çok da 2012′ye girerken blogun yüzüdeğişsin istemiştim. Açtığım yeni sayfa da her şey yenilensin istemiştim. Olmadı. Ama en güzel temayı bulma çalışmalarına devem ediyorum merak etmeyin. Bulur bulmaz yeni bir hayalperest.im karşınızda olacak :)

“Yeni yıl benim icin çok güzel fırsatlarla dolu :)” demiştim 2012′ye girerken  twitter’da. Sahiden de öyle. İş yerinde değişimler var, kimbilir belki özel hayatımda da en büyük adımlar bu yıl atılır :) Biliyorum zor olacak daha yoğun bir 12 ay var önümde. Daha zor belki… Olsun yine de umut dolu :)

Şimdiiiiii yeni yılda da istediğim ajandayı yine bulamadım. Her sene Avon’un ajandasını alırdım bayıla bayıla ama bu sene değiştirmek istedim. İstediğim gibisini de bulamadım ne yazık ki.. Fakat çantamda taşımak için Metis Yayınları’nın çıkardığı şu cep defterini alıverdim. Hem miniminnacık çantada çok yer kaplamıyor, hem de her sayfasının altında bir kitap cümlesi var :)

Şirkette kullanmak üzere bir resmi bi de not defteri olarak kullanacak 2 deftere ihtiyacım var. Bakalım bu ajanda-defter arayışı ne zaman son bulacak? :)

Gidiyorum gençler… Sizin göz zevkinize jhitap edecek (tabi aslında kendim için) yeni bir tema aramalıyım :)

Siii yuuuuu :)

18 Kas 2011

Her zaman güzel şeyler yazılmıyor…

Haftanın Kitaplığı 3

Haftanın Kitaplığı 3

Merhabalar,

Bu haftanın kitaplığı, yemyeşil bahçesi olan bir evin oturma odasından :)

Nasıl dagüzel di miiii? :))))

14 Kas 2011

İSKENDER – Elif Şafak

İSKENDER – Elif Şafak

Gitgide daha da yalınlaşan Elif Şafak kitaplarının sonuncusu… Sanki bu defa daha kısa kısa olmuş bölümler, daha fazla parçaya bölünmüş hikaye.

İskender’in hikayesi ilgi çekici olmasına rağmen sanki Elif Şafak hiçbir karakteri sonuna kadar kullanmamış. Hangi karakterin hiayesine dönsem “Ah! Bunun hakkında anlatılacak daha fazla şey olmalıydı.” dedimkendi kendime. Elif Hanım duymadı o kadar :)


Kitabın kapağını önemsemeden okudum ben. İyi ki kapağa okumadan önce çok dikkatli bakmamışım. Benim zihnimd eoluşan İskennder bambaşka biri çünkü… Kitap bitip de kapağı yeniden gözden geçirince kıkırdadım. Elif Şafak İskender olmaya çalışıp olamamıştı benim için :)


Kitapta olmasını istemediğim tek karakter Zişan’dı. İşin içine felsefe katması için zorla sokulmuştu sanki romana.


İz bırakan cümleleri elbette var ama sayıca biraz az kaldılar diğer Elif Şafak kitaplarına göre…


İyi okumalar…

Sf. 129 – Omuzlar aşağıda, karın içeride, ellerim yumruk, kaşlarımı sıkıyorum. Bir mesfe olmalı. Düşmanınla senin aranda, yediğin darbeyle iç organlar arasında, bireyle toplum arasında, geçmişle bugün arasında, anılarla vicdan arasında… Bu hayatta yaptığın ya da hissettiğin her şeyde bir mesafe olmalı. Mesafe seni korur. Sıkı bir yumruk yemenin püf noktası, mesafeyi nasıl yaratacağını bilmektir.

Sf. 175 – Bütün erkeklerin arzuladığı tam da bu değil midir, derdi. Karmaşık olmayan bir kadın – onları sorgulamayacak, dırdır etmeyecek, zıtlaşmayacak, eleştirmeyecek biri. Yine de, diye eklerde Annabel, boş bir fantezi bu, çünkü aslında karmaşık olmayan kadın yoktur. Kadınlar ikiye ayrılır, derdi. Bariz biçimde karmaşık olanlar ile karmaşık olduğu ilk bakışta anlaşılmayanlar.

Sf. 203 – Onun rüyasında ne gördüğünü merak ediyordu. Bedeni burada, yanı başında yatmaktaydı ama ruhu çok uzakarda başka biriyle birlikteydi belki. Öyleyse şayet, sevdiği adam mıydı acaba? Hiç sevmiş miydi ki? Hangisi daha beterdi: Roksana’nın hiç sevmemiş ve yüreğini bir erkeğe açmaktan aciz olması mı, yoksa hayatta sadece bir kez sevmiş ve kendini bir daha kimseye aynı şekilde adamayacak olması mı? Bilemedi Adem.

Sf. 298 – “Kızmış bu adam sana, niye?”

“Adam değil o, insan klığında dolaşan bir sıçan.”

Hayatında duyduğu en koik şakaymış gibi gülüyor Zişan. “Fare-adam!” Sonra durgunlaşıyor birdenbire. “Bu dünyada balık-adamlar, kuş-adamlar, yılan-adamlar, fil-adamlar var. İnsan-adam çok az.”

Sf. 427 – Kimilerinin eşleri hakkında böyle laflar ettiğini duyarsınız; onlar tarafından sevilmenin kendilerini “daha iyi bir insan” yaptığını iddia ederler. Duyar ama pek inanmazsınız, ta ki başınıza gelene kadar.